Sayfalar

27.9.09

from juba


merhaba .. bu mailimi okuma zamanını tahmin edecek olursam, sana günaydın ;)

evet sabah saat 4.30 .. sabahın köründe bi şeyler yazayım dedim.

neden bu saatte yazıyorum inan çok uzun mesele. ben hala sudan‘dayım. bitecek gibi de değil buradaki işlerimiz. sudan’ın başkenti hartum‘dayım. işin aslı 2 gün önce juba diye bir eyaletindeydim (yıllar süren bağımsızlık savaşından sonra (bence usa nın kışkırtmasıyla çıkan petrol savaşı) kendi bağımsızlıklarını ilan edip eyalet sistemi kurmuş bu jubalı hıristiyanlar. dediklerine bakılırsa savaş sebebleri müslümanlar (hartum hükümeti) bize hıristiyanlığı yaşama konusunda rahat vermediler felan filan (usa böyle bir kılıf bulmuş demek ki). juba diye yazdığın zaman google da bile bir şey çıkmıyor. google earthden bulabilirsin. savaş biteli 4 yıl olmuş burda. eyalet kısıtlı imkanlarıyla kalkınmaya çalışıyor. tabii arada cebini dolduran, halkı sömüren bir yerel halk kesimi ve un var. gördüklerim hem ibret oluyor hem de tecrübe. un ve diğer yardım kuruluşları burayı bir ticaret merkezi gibi kullanıyorlar maşallah. örneğin un juba’da yaptığı bütün yatırımların %50 sini gene juba’dan alıyor!! ortada görünen net bir yardım da yok. (aşağı yukarı şehrin her yerini gezdik) yapılan yardımların da zaten elle tututlur bir tarafı yok. ama en düşük maaşlı un çalışanının bile altında kamyon gibi cipi ve bir jubalı halkından en düşüğü 10 katı olacak şekilde maaşı var. tesislerinde her türlü teknoloji ve imkan var. bu arada jubalı halkın %80 i kamıştan evlerde kalıyor. hani yüzyıllar önceki kabile evleri felan gibi. bina felan yok zaten burda. geri kalan kesimin küçük bir kısmı, elit kesim, kendi yaptırdıkları villa tarzı evlerde kalıyorlar.. geri kalan kesim de sokaklarda yatıp kalkıyor, mevsim böyle bir şeye çok müsait. evet un buraları o biçim sömrüyor. un in alt kolları var bir de: yok yiyecek yardımı yapan, yok hastanelere yardım yapan vs.vs. gibi alt gruplar. bizimle ilgili olduğu için ilgilendiğim unfpa diye bir hastane yardım kuruluşu da juba halkına un bütçesinin ağzını açmış. verdikleri bebek küvezleri ve jinekolojik masaları görünce insanın midesi bulanıyor. 40 yıl önceki teknolojiyi bu insanlara kakalamışlar. bu insanlar da dünyadan bihaber oldukları için bunu son teknoloji sanıyor. taa ki türk hükümetinin hiç bir çıkar olmayan yardım amacı ile gönderdikleri bütün hastane ekipmanlarını görene kadar.
evet burada bu kan emicilerin verdikleri aletlerin yanında hiç bir karşılık beklemeden verdiğimiz aletleri gururla tanıttık bu gün. milyar dolarlık bütçeli un bile verememiş daha önceleri.
evet bütün bunlar olurken olan halka oluyor ama dedim ya ticarethaneye çevirmişler buraları. örneğin gözlemlediğim kadarıyla gene bu kuruluşun yardım ettik diye çeşitli hastanelerden aldıkları resimleri, sanki kendileri yardım etmiş gibi bir üst makamlarına rapor ediyor ve parasını alıyorlar. yani un den bir kesim dolaylı olarak bu halkın üzerinden para kazanıyor.

burada bulunduğumuz süre boyunca sayısız ölüm gerçekleşti. bunların çoğu çocuk. gözümün önünde ölenler oldu. bunları görmek de varmış demek. burada pis bir hastalık var sivrisinekle bulaşan. yapacak bir şey yok. ölüm artık bu insanlar için savaştan sonra bile sıradan bir hal almış. her 3 günde bir hastane bahçesinde feryat figan kopuyor. bunlar tamamiyle imkansızlıklardan oluyor. bütün bunlar olurken hilton‘un tr yi ziyaretinde bilmem kaç milyon dolar harcadığı haberini, seda sayan hanfendinin silikoncu doktorunun onu nasıl mağdur ettiğini, eva longoria nın giyinme dolabındaki yüzlerce ayakkabı olduğu haberini, bülent ersoy un çekimler sırasında 3.000 dolarlık bardağı sinirlenip yere attığı haberlerini midem bulanarak okumak zorunda kalıyorum. burada insanlar çok fakir. bi bakıyorsun acilin önünde boydan boya yatan (yerde) kanlar içinde bir tip, yarı baygın. kimse ilgilenmiyor. bir kez ilgilenelim dedim gene böyle yatan bir hastaya, geçici olarak bi şeyler yaptılar ama daha o bitmeden bir başkası çıktı ortaya, uzun hikayeler.. arkama bakamadım, uzaklaştım. hasta yakınları hep hastane bahçesinde yatıp kalkıyorlar. amerikalı zottiriklerin yaptırdıkları havalandırmasız hasta bakım yatakhaneleri (tek katlı uzun bir koğuş) 40-50 derece sıcaklıkta kokudan yanından bile geçilmez bir hal alıyor. insan bunları görünce yaşadığı ülkenin değerinin bir kez daha farkına varıyor. sokaklar leş gibi, temizleme felan yok. çok az asfalt var. her yer toz toprak içinde. doğru düzgün yiyecek yok. var da lezzetsiz mi lezeetsiz. ağız tadı felan yok bunlarda. yani annemin yemeklerini özledim iyicene.

kıssadan hisse böyle işte buraları ama çok güzel tarafları da var. bi kere havası çok temiz, her yer yeşillik. sağda solda, arada sırada maymun felan görüyoruz ağaçların üstünde. sonra en mükemmeli de nil nehri.
o kadar güzel ki, hele akşamları… cırcır böcekleri eşliğinde nil nehrini izlemek.. bütün yorgunluğu stresi alıyor. güzel bir lokanta var hemen nehrin yanında . arada sırada oraya gidiyoruz. şansımıza geçen gittiğimzde hava açık ve dolunay vardı. ay bütün güzelliği ile nil nehrinin üzerine ışıldıyordu. gecenin ilerleyen saatlerinde hafif sis çöktü nehrin üstüne. muhteşem bir görüntüydü. sonra bi keresinde de güneş tepemizde parıldarken yağmur yağmaya başladı bardaktan boşalırcasına.. çok güzeldi .. sonra çok güzel tropik meyveler var ananas, mango, farklı bir tadı olan muz. çok lezzetli bunlar..

2 gün sonra tekrar juba ya gidicem. uçakla 2 saat sürüyor hartum’dan. uçaklarda bir tavuk eksik, rus yapımı uçaklar. her türlü olmaması gereken şeyleri görüyorsun bu tip uçaklarda, tr ye göre.

tr den uzun bir süre haber alamadık. internet yok, tel yok. dava felan açmışlar, gene karışıyor ortalık.

sana nil nehrinin fotoğrafını yolluyorum …

sen de iyisindir umarım. en son konuşmamızın üzerinden 26 gün geçti. son mesajından sonra (askerdeki mektuplarımı bulduğunu söylediğin mesaj) uzun süre haber gelmeyince heralde çok kötü şeyler yazmışım dedim askerdeyken sana mektupta.. ama sonra hatırladım. tendürek dağı’nın eteklerinden pusuda yatarken topladığım çiçekler geldi aklıma, zarfın içine koymuştum, duruyordur belki hala.. sonra seni özlediğim geldi aklıma o mektubu yazarken… kötü şeyler yazmış olamazdım.. cevap yazıyım dedim ama bırak mesajı aramak bile imkansızdı seni…

daha buradayım. 10 gün felan sonra döneceğim tr ye allah izin verirse…

evet saat 05.25 oldu çok uykum geldi. yatıyım artık. zaten yarı uykulu yazdım bunları da..

tr de yağmur felan yağıyormuş galiba havalar soğuycakmış. tam hasta olunacak zaman. lütfen dikkatli ol..

bir iki tane küçük hediye yollıyayım dedim… mutlu eder ümidiyle .. bir tanesi bahsettiğim gece nil nehrinin resmi..

hoşçakal..

08.04.2008 05:46



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder