güneşin gözümün içine girdiği uykusuz bir sabah. kalabalıkla birlikte, kalabalığa karşı yürüyorum. güneş gözlüklerimi taksam, bu havada gözlük mü takılır deyip beni ayıplarlar diye takamıyorum gözlüklerimi.
sabah sekizde de kalksam, sekiz buçukta da ben işe hep aynı saatte gidiyorum. sekizde kalkınca daha bir uyanmış oluyorum, evet bugün sekiz buçukta kalktım. içimden kendime kalkmalısın diyordum, kalkmalısın. bir taraftan da uyumak istiyordum, patronu arayıp hastalandığımı söylesem mi acaba diye düşünüyordum. ya kalkmalıydım ya da aramalıydım ama hangisini yapacağıma karar veremiyordum. herhangi birine kendimi ikna etmeye çalışıyordum, çakışıyordum. sonra bir an biri gelip bana kalk geç kalacaksın dedi. bunu kendime ben demiş olsaydım kalkmazdım ama inan bunu başkası dedi. kafamı yorgandan çıkardım, telefonumun saatine baktım, "bu kadar tembellik ettim ama hala işe geç kalmamışım" dedim ve kalktım.
yürürken bu yazıda yazdığım gibi düşünüyorum. insanları seyredip onlar hakkında yazılar yazıyorum kafamdan. gördüğüm kadınların süslenmek için kaçta kalktıklarını merak ediyorum mesela. hızlıca yürüyüp yanından geçtiğim amcanın onu geçtim diye bana kızıp kızmadığını düşünüyorum. kırmızıdan yeşile 65 saniyeyi sayıyorum, yanımdakinin nefes alışlarını dinliyorum, gideceğim yöne doğru dönüyorum, nasıl görünüyorum acaba diyorum içimden, bu kadını daha önce de görmüştüm, bugün elbise giymiş, bacakları da güzelmiş.. markete giriyorum bir muzlu süt alıyorum, ordan börekçiye gidip bir tane poğaça.. iş merkezine girerken güvenlik görevlisiyle selamlaşıyorum, her seferinde geçiş kartımı göstermemi bekliyor ama ben ona sadece bir günaydın veriyorum. sonra asansörü bekliyorum. 16 katlı binanın 11. katına çıkıyorum. sonra büyük camın önünde durup apartman denizine bakıyorum, engin bir bina kalabalığı, ben bunu bazen yapıyorum. ötelerde ormanlar var, ormanların içinde yollar. yakındaki evlerin aralarındaki yollar dar. buraya nasıl otobüs sığar ki diyorum içimden, buralara otobüs gidiyor mudur ki diye soruyorum sonra. bir otobüse atlayıp oralarda dönüp dolaşmak, insanlarını izlemek, şöför "evet son durak burası" dediğinde geri dönen otobüse binmek yeniden.
asansöre tekrar binip 5. kata iniyorum bu sefer, bütün günümü geçirdiğim yer burası. camından, sel gibi akan insanları izlediğim cam burada. bilgisayarımı açıyorum, kendime açık bir çay koyuyorum, yerime oturunca gözlüğümü takıyorum. evet bunu yazarken size teki 1.75 astigmat, teki ise sağlam gözlerle bakıyorum, etrafı koyu yeşil, ortası sarı iki göz. kalabalığın içinden sıyrılıp aklımda yer etmiş insanlarını düşünüyorum bu sabahın: apartmanın önünü yıkayan bir travesti, elinde taramalı tüfekle iki polis, annesinin okula götürdüğü sarışın bir cüce, köpeğinin pisliğini temizlemeyen kıvırcık kuaför, balkondan kedi maması yağdıran yaşlı teyze, sabah ekmeğini pişirip unlu elbiseleriyle dükkanın arka kapısında sigara içen bir fırıncı.. insanları aynı böyle gözleyen birinin aklında yer edip yazılarına konu olmuşluğum var mıdır diye düşünüyorum bunları yazarken. belki diyorum. belki bir yerlerde beni de yazan bir yazar vardır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder