Sayfalar

4.10.09

8




orda öyle oturmuş bunu okuyorsun, biliyorum. belki elinde bir elma var, üstünde switin. problem değil. ama bu yazıdan çok şey bekliyorsun, bekleme.


bu sabah şöyle yanlış bir hesap yapmıştım: 10:40 trenine yetişmek için, beşiktaş'tan 10:15 vapuruna binsem trene tam saatinde yetişirim. nasıl bir hesapsa bu? sonra evde oyalanırken farkettim ki tren kalktıktan sonra ancak vapurdan iniyorum. koşarak çıktım tabi evden, taksiye beni 9:45 vapuruna yetiştirmesini söylediğimde vapurun kalkmasına 10 dakika vardı. tamam abla dedi taksici, demek sabahları yaşlı gösteriyorum dedim içimden, gülümsedim. adam da gülümsedi.
vapura yetiştim, aferin taksiciye, haketti o 8 lirayı. sonra bindim vapura, şu yeni vapurlardan biri. sessiz ama bir o kadar da yavaş, uff. ama ben geç kaldım kaptan amca, biraz çabuk :) yoksa atlayıp yüzeceğim.. yanıma bir kadın oturdu, 50lerin başlarında, sarı kısa kıvırcık saçları var, üstü başı temiz. merhaba canım dedi, merhaba dedim. şu karşı kıyıları neresi, nereleri görüyoruz biz şimdi? üsküdar teyzecim diyordum ki telefonu çaldı, sesim telefonun müziğine karıştı, kadın beni duymadı. on dakika kadar telefonla konuştuktan sonra bana dönüp tekrar sordu: bir sürü de yer kaçırdık, nereleriydi buraları? o kadar hoş söylemişti ki sevdim kadını, öyle ki çantamı ona emanet bile edebilirdim. evet benim güven ölçüm buydu, güvendiğim insana çantamı bile emanet ederim, ötesi yok. ..üsküdar bu karşı kıyılar dedim. siz yabancısınız galiba, gelin ben size anlatayım dedim ardından, kendimi durduramıyordum :) yardım etme aşkından treni kaçıracağım ve 2 saat diğer treni bekleyeceğim diye düşündüm içimden. sonra teyze burası kız kulesi mi diye sordu. evet dedim, dizilerde daha büyük görünüyor öyle değil mi? evet dedi, daha heybetli daha renkli.. sonra bu kadının senin annen olduğunu düşündüm, ne de komik olurdu.. ama bu gerçek hayattı, komik mahalle dizisi değil. işte böyle komik rastlantılarla dalga geçen bir film yapmak geldi sonra aklıma, metro hikayeleri gibi değil de hiç olmayacak ve saçma sapan yerlerde bitip kafamızdan bağdaştırdığımız hikayeler. bu bana daha çekici geldi. bu arada sarışın teyzemiz bana bebeğin şu tarafta olup olmadığını sordu eliyle kadıköy'ü göstererek. yo hayır dedim, bebek köprünün geldiğimiz ayağından ötede. baktım aklı karışıyor, iyice karıştırmak istedim aklını, eminönü'nden bahsettim. sonra dolmabahçede'den.. gözlerini yeni bir lira kadar açtı neredeyse, tamam dedim iyice karıştı aklı. hem tek başına gezmesin, hırsızı var, arsızı var..
inmiştim vapurdan, iyi gezmeler dedim kaçtım o kadından, treni kaçırmamalıydım. kardeşime daha uzun süre sarılmalıydım.
bence her yere güzel trenler yapılmalı. taksiye verdiğimden daha ucuz tren bileti. tren farklı bir şey yakıyor herhalde, bilemiyorum.
bu yolculuğun en çok trendeki satıcılarını sevdim. sonradan adının koca yemiş olduğunu öğrendiğim dikenli ama dağ çileği gibi bir meyve satın aldım köylü bir amcadan. yıkanmamışlardı ama hüp hüp yedim çilekleri :) armut ile çilek arası bi tadları var. bi de dış kabuğu tırtıklı hafif, damağını acıtmakla gıdıklamak arasında. sonra bi de izmit'te binen simitçileri sevdim. bence türkiye'nin en iyi simidi yarışması olsa, izmitinki ilk üçe girer. hatta sıcaksa birinci bile olur nazarımda, öyle de güzel.

8 yorum:

  1. Deniz ablacım çok çok güzel olmuş...Mükemmel olmuş...

    YanıtlaSil
  2. Deniz abla istersen siz de balık ekleyebilirsiniz..Yorum yazdığınız için teşekkürler..

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. deniz abla blogunuz çok güzel işşalah benim kide sizin gibi olur:)

    YanıtlaSil
  5. çok güzel olmuş deniz abla

    YanıtlaSil
  6. Merhaba Ben Erim) Deniz abla blokun çok güzel

    YanıtlaSil
  7. çok güzel olmuş işalah dahada güzel olur

    YanıtlaSil