Sayfalar

26.12.11

Kemaller

İlkokuldayken ben, sınıfımızda Kemal adında fakir bir çocuk vardı. Kemal derslerde de pek parlak bir öğrenci sayılmazdı. Siyah önlüğünün altına her daim, krem rengi boğazlı kazağını giyer; saçlarını 3 numara traş ettirirdi, muhtemelen bitlenmesin diye...


Bu olumsuzlukların yanında yine de saygılı, efendi bir çocuktu Kemal. Fakat bazı çocukların acımasız davranışları yüzünden, ne kadar masum olursa olsun bazen Kemal'in üstüne kalırdı her şey. Eskimiş siyah önlüğüyle kalkıp tahtayı siler, silerken üstü başı tebeşir olur, sümüklerini önlüğünün bileklerine sürerdiKemal. Sarışındı. Göz rengini hatırlamıyorum ama uzun boyluydu da.


İlkokuldayken, haftada bir sırayla birisinin annesi beslenme hazırlardı ve tüm sınıfa dağıtırdı. Haftanın diğer 4 okul günü Kemal ne yer hatırlamıyorum ama mama yapma sırası Kemal'in annesine geldiğinde, sınıfta kimse getirilen mamalardan yememişti.


Tek ben yemiştim, evet. Lokmalar ağzımda büyüye büyüye yemiştim. Çünkü annem "Yapma öyle" demişti, "fakir onlar, biz de fakirdik önceden. İnsan bilerek fakir olmaz ki." ...Diğer çocuklar yemiyorlardı ya bana da yeme diyorlardı: "Yemesene Deniz, fakir onlar, çok pisler, Kemal'in üstüne başına baksana..."


Sonra Kemal'e ne oldu hatırlamıyorum, ilkokuldan sonra görmedim Kemal'i. Sanıyorum ki okula gönderilmedi, çalışmıştır belki de. İşte tam da şimdi, ben Kemal'i hatırladım yine ve içimden; çocukken fakir olup da okuyamayan ve çalışıp ailesine yardım eden tüm Kemallere selam gönderdim.

1.6.11

Yoksulluk ?

“Yoksul ulusların yoksulluktan kurtulmasına yardımcı olmanın, zengin ulusların savaştan sonra kalkınmasına yardımcı olmaktan daha zor olduğu görüldü. Avrupa sanayi, ticaret ve ulaşım bakımından zaten gelişmişti. Tek ihtiyacı olan ekonomisinin düzeltilmesiydi. Yoksul ülkelerde ise dış yardımla yollar, okullar ve klinikler yapılmış olsa da insanlar hala aşırı yoksulluk çekiyordu, çünkü bu ülkelerde yeterli iş, doğal kaynak ve ticaret yollarına ulaşma imkanı yoktu.

Yoksulluğun kısır döngüsünü anlamak ve bu duruma çözüm getirmek kolay değildir. Örneğin hastalıklar yoksulluğa yol açar, yoksulluk da hastalıklara. Yetersiz beslenen çocuklar fiziksel ve zihinsel yönden o kadar zarar görebilirler ki büyüdüklerinde kendi çocuklarına bakamazlar. Ayrıca zengin ülkeler ihtiyaç fazlası gıdaları yoksul ülkelere yardım (!) olarak verdiğinde yoksul ülkelerdeki üreticiler ve esnaf işsiz kalır, bu da daha çok yoksulluğa yol açar. Yoksul ülkelerin hükümetlerine para yollamak da başka bir kısır döngüye neden olur; Yardımı çalmak kolaydır, dolayısıyla yardımda bulunmak yolsuzluğa, yolsuzluk da daha fazla yoksulluğa yol açabilir. Aslında dış yardımın başarısız olmasının sebebi yoksulluğun temel nedenine yönelik çözüm üretmemesidir.

Yoksulluğun Nedeni

Aşırı yoksulluk ulusların, yönetimlerin ve bireylerin sadece kendi çıkarlarını gözetmelerinden kaynaklanır. Örneğin zengin ülkelerin yönetimleri dünyadaki yoksulluğu sona erdirmeye öncelik vermezler, demokratik olarak seçildiklerinde öncelikle kendilerine oy verenlerin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırlar. bu nedenle kendi ülkelerindeki çiftçilerin işini kaybetmemesi için yoksul ülkelerdeki çiftçilerin kendi ülkelerine satış yapmasını yasaklarlar. Ayrıca çiftçilerine büyük para yardımında bulunarak yoksul ülkelerdeki çiftçilerden daha fazla satış yapmalarını sağlarlar.

Açıkça görüldüğü gibi yoksulluğun nedeni, insanların ve yönetimlerin kendi çıkarlarını gözetmeye eğilimli olmasıdır, yani insan kaynaklıdır…”

Alıntıdır.

Ayrımcı olmadığınızı mı düşünüyorsunuz?


Irkçı olmadığınızı mı düşünüyorsunuz? Siyahi bir arkadaşınızla sokakta gezin birkaç saat. Şöyle Beşiktaş sahile doğru mesela, bildiğin Beşiktaş ya da Mecidiyeköy, İstanbul’un göbeği… İnsanların size nasıl baktıklarına dikkat edin.…ve o bakışlar karşısında nasıl hissettiğinizi yoklayın. Hatta, ben “siyahi” deyince neler düşündüğünüzü debi gözden geçirin…
Irkçı olmadığınızı mı düşünüyorsunuz?
Konuşmanın arasında aslında Ermeni olduğunuzu söyleyin…
Irkçı olmadığınızı mı düşünüyorsunuz?
Doğu illerinden birinde değil, Kumkapı’da bir bakkala giripTürkçe konuşun.
Irkçı olmadığınızı mı düşünüyorsunuz?
Sınırları ortadan kalkmış bir dünyada,herkesle kardeş gibi yaşayıp yaşayamıyacağınızı sorgulayın.
Irkçı olmadığınızı mı düşünüyorsunuz?
Diğer milletlerden ya da insanlardanüstün olmadığınızı kabullenin önce.
Ayrımcı olmadığınızı mı düşünüyorsunuz?
Başka dine mensup insanlarla karşılaştığınızda,neler düşündüğünüz konusunda zihninizi bi yoklayın.
Irkçı olmadığınızı mı düşünüyorsunuz?
Sadece teni beyaz ya da saçı sarı diyebir kadından nefret edip etmediğinizi ya da o kadını daha çok beğenip beğenmediğinizi düşünün.
Irkçı olmadığınızı mı düşünüyorsunuz?
Çiçekçi bir çingene kadına teşekkür ediponla tokalaşın.
Ayrımcı olmadığınızı mı düşünüyorsunuz?
Fakat hala savaşmayı mı öğreniyorsunuz?
Bence tekrar düşünün…

23.1.11

bir uğraşı olmalı insanın

kendi başına kalınca bir şeylerle uğraşmalı.

yemek veya resim yapmak olur
dikiş dikmek, örgü örmek olur
fotoğraf çekmek veya dans etmek olur..

olur yani, profesyonel olarak değil de kendi başınıza, bir şeyler üretmek için, kafa dağıtmak için bir uğraşınız olmalı.

kanaviçe mesela, ne güzel ne değerli bir şeydir.

..

kitap okumak, televizyon izlemek vs. olmaz ama bak. onları zaten herkes yapıyor.
bize özgü, yeteneğimiz doğrultusunda, bize iyi gelen bir şeyler olsa iyi olur. olsun.

Dedikodu evrensel

Cidden.
İnsanlar dedikodu yapar, yapmayan yoktur.
Kötü olan, aslında olmamış bir şeyin dedikodusunu yapmaktır.
Bazen öyle oldu sanarsınız ya da öyle olmasını istersiniz yaa daaa öyle olmasından korktuğunuz için bunun dedikodusunu yaparsınız. Sizi anlıyorum. Ben de yapmışımdır, yapabilirim.
Kötü bir şey ama, en nihayetinde…

Sabah parkta yürürken, bunların nedenleri üzerine düşündüm. Kişiler üzerine düşünmek bana pek bir şey kazandırmadığı için, ben de bu fikir ve olay üzerine düşündüm. İnsanlar neden, aslında olmamış ya da olduğunu sandıkları bir şeyi sanki olmuş gibi gidip başkasına dedikodu mahiyetinde anlatıyorlardı? Şu nedenlere ulaştım, bakalım beğenecek misiniz:

1- Ego tatmini. Altında kıskançlık ve egosal açlıklar yatıyor vs. vs. [Bu tür insanlar çok hırçın oluyorlar]
2- Direkt olarak kıskançlık. Bazen birini kıskanırsınız, biriyle olmasından korkarsınız. O biri hakkında dedikodu yaparsınız çünkü elinizden sadece bu gelir vs. Hatta bir dedikodu çıkartarak aslı var mı öğrenirsiniz falan [İşi gücü yok bu insanların]. Bu insanlar, kıskandıkları insanı seviyorlar bence. Üzülüyorum. Sevenleri ayırmayın, sevenler ayrılmayın :P
3- Ego tatmini (sanırım 1 ile aynı oldu bu :P). Şöyle ayıralım bunu birinciden; birileri sizi beğeniyormuş hissi yaratmak istersiniz etrafta. İşte “süperim ben, kızlar bana hasta, o da bana asılıyor zaten” falan sanrısı yaratırsınız insanlarda. Kötüdür. Birini sevmeye gerçekten ihtiyacı olan, sevilmek isteyen bu insanlardır diye düşünüyorum. Durum daha da kötüleşmemeli çünkü.
4- Burayı daha sonra dolduracağım.
5- Sadece canınız sıkılır. İşleriniz iyi gitmiyordur, manitanız sizle ilgilenmiyordur falan… Siz de oyun oynar, egonuzu tatmin edersiniz (Ah yine aynı yere geldik).

Neyse.

Dedikodu kötü bir şey ama oluyor. Herkes dedikodu yapar. Siz de yapıyorsunuz. Neden yaptığınız üzerine düşünün sadece.
Başka bir şey demiyeceğim.

Tanrıya güvenmek

Bu aralar aklıma takılan bazı deyişler var. Misal:

  • Allah belasını versin,
  • Allah taksiratını azaltsın,
  • Allah affetsin vs.

Allah/Tanrı/God/Lord vs. Sevgi dolu değil mi? Adaletli değil mi? Yani buna inanmıyor musunuz, böyle olduğuna? “Tanrı sevgidir” ‘e ne oldu?

E o zaman, neden sizin belanızı dinlesin ki. Sevgiye aykırı bir kere, Tanrının adaletine ters. Karşı taraf hak ettiğini bulur zaten, yanılıyor muyum? Adaletli olan, herkese hak ettiğini vermiyor mu zaten?

Sonra yine, “x affetsin” nedir? Adaletli olan, affedilmesi gerekeni affetmiyecek midir? Sizin söylemenize ihtiyacı mı var? Kimi, niye desteklemek zorundasınız? Her şeyi veren o değil mi? Adaleti de dağıtan? Hak edene hak ettiğini veren?

Hem sonra bazılarının inancında ona iman etmek bir şart değil mi? Bu, onun adaletine ve sevgisine imanı da kapsamıyor mu?

Bu bağlamlarda birisi için bunları dilemek, sadece laf kalabalığıymiş gibi geliyor bana. İyi niyet göstergesi biraz da, bir işe yaradığı yok bundan öte.

Tanrıya güvenmek, öyle yapacağına inanmak ve öyle yapacağını bilmektir zaten. O, bizim gibi kusurlu değildir. Adaleti de sevgiyi de affedilmeyi de hak edene verecektir.

Tanrıya, biraz daha güvenmeliyiz bence.

Uymamız gereken bazı kurallar vardır.

Yazılı değillerdir ama vardırlar. Bunlardan biri; Toplum kuralları. Tek tek bireyler için değil de toplumun geneli içindir, ucu döner dolaşır yine bize gelir.

Misal, toplu taşıma araçlarında uymamız gerekenler:

-Yolcular inmeden binmemelisiniz, çünkü zaten binemezsiniz, kapıda sıkışıp kalırsınız öyle (çizgi film karesi gibi) ya da yersiniz zılgıtı “çekilsene kardeşim!” .
-Otobüs, Metro, Metrobüs gibi araçlara binince ilerlersiniz ilerideki boş yerlere doğru. Bir sonraki durakta inecek dahi olsanız kapının yanında dikilmemelisinizdir. Çünkü, sizden sonrakilerin araca binmesini engellersiniz. Çok basittir. Çok büyük bir mantık ya da zeka gerektirmez; araca binince ilerlersiniz.
-İneceğiniz durak yaklaşınca, hatta daha bir önceki durakta kapıya doğru yaklaşırsınız, yavaş yavaş.. İnsanlardan rica edersiniz falan.
-Bir de yaşlılara ve hamile bayanlara oturacak yer verirsiniz, bu vicdanidir. Fakat diğerleri vicdani değildir, olması gerekendir.

Bu tür toplu ulaşım kuralları, toplu ulaşımın hizmetini doğru ve en verimli şekilde vermesini sağlar: daha fazla insan daha rahat şekilde yolculuk eder vs.

Bir başka yazılı olmayan toplum kuralı türü ise yollarda uymanız gerekenlerdir. Yine yayaların uyması gerekenler mesela:

-Yolun sağından yürürsünüz. “Sağdan git cüzdan bulursun” gibi söylemler, her ne kadar alaycı görünse de doğrudur. Yine, çocukken izlediğimiz Susam Sokağı’nda “sağdan git hep sağdan, kaldırımın sağından” şarkısı da aslında, bize yolun neresinden yürümemiz gerektiğini öğretmek/hatırlatmak içindir. Bu sağdan yürüme kuralı, merdivenler için de geçerlidir [Mecidiyeköy Metrobüs hariç]. Herkes kendi sağından yürümeye/inmeye ya da çıkmaya çalıştığında hem geliş-gidiş hem de iniş-çıkış güzergahları en rahat biçimde herkes tarafından kullanılabilir.

  • Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta daha vardır: siz geç kalmış olabilirsiniz, yol kalabalık olabilir ve kafanıza göre yürümek istiyor olabilirsiniz ama yapamazsınız. Çünkü gerçekte, orada herkes geç kalmıştır. Sabahın o saatinde orada koşturmalarının sebebi de odur. Biraz dikkat, biraz diğer insanlara da saygı, biraz sakinlik ve nezaket bu tür sorunları çözebilir.

Bu ve benzeri bağlamlarda, birisi sizi, yapmanız gerekenler konusunda uyardığında ona “sanane” , “hayır yapmayacağım” , “defol git gerizekalı” gibi söylemlerde bulunmanız sadece sizin bilinçsizliğinizidir. Çünkü bunu size ileten kişi sadece aracıdır, sizi bir nevi uyanmanız için dürter. Siz ise uyanmamak ve içinde bulunduğunuz bilinçsizlik durumundan çıkmamak için uğraşırsınız, gereksizdir.

Toplum kurallarının çoğu yazılı değildir. Toplumun geneli için, toplum tarafından oluşturulmuşlardır. Tek tek bireyler için değil, toplumun genel refahı içindirler. Toplum kurallarından biri ya da birkaçını hiçe saydığınızda bu bir reaksiyon yaratarak döner dolaşır ve yine sizi bulur, yani yarın öbür gün o otobüse siz binemeyebilirsiniz, merdivenin ters tarafından yürümekte ısrar eden biri tarafından tekmelenebilirsiniz vs. Bu tür reaksiyonlar çoğaldıkça da toplum, yaşaması gittikçe güçleşen bir karmaşadan öte bir şeye dönüşmeyecektir. Birbirinden nefret eden, kendisinin en üstün olduğunu düşünen ve diğerlerini aşağılamaya çalışan, kendini daha değerli gören ve sadece kendine değer veren ama aslında totaldeki hiç bir bireyden daha üstün ya da gerekli olamayan, aksine daha da gereksizleşen birer birey ve totalinde kaostan öteye gidemeyen bireyler topluluğu oluruz.

Toplum kuralları, her bireyin tek tek uyması gereken kurallardır. Uymayanı uyarmamız ve düzeltmemiz gereken bir yapıyı da gerektirir.

Toplumun refahı için toplum farkındalığı ve bilinç gereklidir. Toplum rahat ederse, o toplumun bir bireyi olarak siz de rahat edersiniz.

Bazen, sadece, öyle olması gerekir.

Bir arkadaşlığı mahvetmek için iki kişi gerekir.

Sadece bir taraf yapmaz her şeyi, sadece biri hatalı değildir.
Hepimiz elimizden geleni ya da istediğimizi yaparız. Bazen, istemediğimiz şeyleri bile yaparız.
Bazen ise hiçbir şey yapmayız sırf hiçbir şey yapmayı istemediğimiz için. Aslında bu da elimizden gelendir.

Bir arkadaşlığı mahvetmek için iki kişi gerekir.
Bazen, sadece, öyle olması gerekir. Mahvolması gerekir.

Aynı senin gibi


Hayatımın pamuk şeker kıvamında geçmesini istiyorum.
Sanki denizin üstünde sırt üstü yatıyormuşum gibi hissetmek istiyorum. Kollarımı açmak, her şeyimi bırakmak, serbest bırakmak… Dişlerimi sıkmamak… Susmamı gerektirecek hiçbir şey olmamasını istiyorum.
Bu yüzden; sorularıma geç cevap gelince gerilen bir insan olmak istemiyorum. Sorularıma geç cevap gelir ya da hiç cevap gelmez, umrumda değil. Sadece yorulmak istemiyorum.Aynı senin gibi.
Hayattan duyduğum huzrun, çimenlerde yatıp da güneş gözüme girdiğinde hissettiğim kadar sonsuz ve aynı zamanda mutlu olmasını istiyorum.
Hiçbir şey için suçluluk çekmek istemiyorum. Kaygı istemiyorum. Ne kadar çok şeye sahip olursam o kadar çok kaygı çekiyorum ve bunun için telaşlanıyorum.
…ve yine, sadece, sorduğum saçma bir soruya cvp gelmedi diye gerilebiliyorum.
…ya da birisi 1 saat 15 dakika geç kalmasına rağmen, 2-3 dk için bana, şakasına da olsa, laf söyleyince geriliyorum.
…ve, tüm bunları düşünürken, kafam çook ama çok meşgul ve canım yorgun oluyor.
…ve (belki de) aynı senin gibi.
…ama ben böyle olmasını istemiyorum

Esefle...

Günümüzün olgun annelerini tebrik etmek istiyorum;
ne sevebilen,
ne sorun çözebilen,
ne saygı duyan,
ne sorumluluk alan,
ne de sahiplenen erkekler yetiştirmişsiniz.


Avuçlarım patlayana kadar alkışlıyorum sizi, bravo! BRAVO! !

Bazen

bir adamı seversin… seversin… hep seversin.

Sevmesen olmaz.
Unutsan da seversin.
Hiç olmasa da seversin.

Bazen bir adamı seversin, hep…

Hata

Son günlerde yaptığım en büyük hata, sana “evet mi yoksa hayır mı?” diye sorup cevap vermen için beşe kadar saymaktı.
Keşke daha uzun saysaymışım.
Gitmekten vaz geçerdim belki.